Sorumsuz ve alıngan

51

Hepimizin yakından takip etmeye çalıştığı sivil toplum kurumları maddi bir amaç taşımadan topluma hizmet etmeye çalışan kurumlardır. (Maddi kâr amacıyla kurulan adına sivil toplum denilen ticari ve sanayi kurumlarımızı kastetmiyorum. Zira onlar için sivil toplum yerine ticari ortaklık tabiri daha uygundur)

Özellikle hayır, kültür ve insan hakları savunma ya da okul yaptırma, cami yaptırma ya da güzelleştirme amaçlı kurumlarda eğer kamu yararına statüsü olup devletten yardım almıyorlarsa buralarda hizmet etmek gönüllülük esasına dayanır, yani herhangi bir ücret alınmaz.Bir kısmında sadece bir veya birkaç çalışan ücret alır, özellikle yönetici ve gönüllüler herhangi bir ücret almazlar.

Çalışan devlet memurları ya da gençlerin yoğun meşguliyetleri sebebiyle bu kurumlarda gönüllü hizmet vermeleri özellikle son yıllarda pek mümkün olmamaktadır, Öyle olunca da bu kurumlarda daha ziyade emekli memur ve işçilerimiz hizmet verir hale gelmiştir.

Ne yazık ki topluma hizmet amacıyla kurulan (kültür, insani yardım ve insan hakları, eğitim, yaptırma, yaşatma ve güzelleştirme amaçlı) bu kurumlarda hizmet veren emekli insanlarımız sivil hizmet veren bu kurumlara intibakta yani sivilleşmekte büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar.

Uzun süre devam eden işçilik ve memurluk ya da bürokratlık alışkanlıklarını sivil hayatta da devam ettirmek istemeleri sebebiyle intibakta büyük zorluklar yaşıyorlar.

Çaylarını almayı, kendinden başka kimse olmadığı halde kapıyı açmayı, telefona cevap vermeyi,dağılan ortamı düzenlemeyi, evrak götürmeyi, aidat almaya gitmeyi, programlarda eşya taşımayı aşağılanmayada angarya zannı ile yapamıyor, kendinden sonra gelene hoşgeldin demeyi bir türlü beceremiyor.

Aynı insanımız,kurumu yöneticinin malı zannedip yöneticiyi deevi barkı olmayan, devletten maaş alan görevli, kurumu da ödenekle yürüyen devlet kurumu, kendini de kuruma karşı hiçbir sorumluluğu olmayan biri zannedebiliyor. Bu insanlarımız alıngan da oluyorlar. Hatırını sormazsan, görevinde değişiklik yaparsan, şu işi yap dersen alınıyor, çocuk gibi küsüp darılabiliyor, programları toplantıları sanki maharetli iş yapıyormuş gibi terk edebiliyor.

Bunlar bizim insanlarımız ve “İnsanın hayırlısı insanlara hayırlı olandır.” Tavsiyesinde bulunan sevgili peygamberimizin tavsiyelerini bir türlü kendine yakıştırmayı beceremeyen insanımızdır. Sivil toplum yöneticilerimizde elimizdeki kumaş bu, bu kumaştan elbise yapalım diye bıkmadan, alınmadan çaba göstermek durumundadırlar. Keşke her memurumuz her işçimiz daha emekli olmadan sivil toplumla tanışarak sivilleşebilseler. Sivil toplumun kendinin de malı olduğunu, başta ekonomik durum olmak üzere kurumun her çalışmasına destek vererek hayrın sahibi olacaklarını bilebilselerdi, ne iyi olurdu. Yani zahmeti de nimeti de emek vererek paylaşabilseydik.

Selam ve dua ile…